ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİ

 

                                                                                                                               ÖLÜNCEYE KADAR BAKIM SÖZLEŞMESİ

 

 

 

        Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısına ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmelerdir. Sözleşmeye konu malvarlığı, Bakım alacaklısına ait olması zorunlu değildir. Üçüncü şahıslara ait malvarlığı da sözleşmeye konu olabilir. Bu durumda malvarlığının sahibinin de sözleşmede onay ve imzasının bulunması gerekir. bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, yada alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.

            Ayrıca bakım alacaklısı veya bakım borçlusu birden çok olabilir. Bu durumda aralarındaki sorumluluğun müteselsil olup olmadığı veya sorumluluğun ne şekilde olacağı açıkça belirtilmelidir.

 

 

A-SÖZLEŞMENİN ŞEKLİ

 

 

      Sözleşmenin niteliği ve malvarlığı devrini öngörmesi, genellikle bakım alacaklısının yaşlı, hasta veya bakıma muhtaç durumda olması nedeniyle bakım alacaklısının haklarını korumak, bakım borçlusunu ise bakım alacaklısının mirasçıları veya alacaklılarına karşı haklarını korumak amacıyla, kanun koyucu ölünceye kadar bakma sözleşmesi için bazı şekil şartları öngörmüştür.

 

         Buna göre, Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atanmasını içermese bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. (BK. 612 Mad.) O halde MK. 545 mad. düzenlenen miras sözleşmesi için öngörülen şekil şartları, ölünceye kadar bakma sözleşmesi için de uygulanacaktır. MK. 545 maddesinde “miras sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, resmi vasiyetname şeklinde düzenlemesi” gerekeceği belirtilmiştir. MK. 532 Maddesi vd. resmi vasiyetin ne şekilde düzenleneceği belirtilmiştir. Buna göre,

     

           Resmî vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmî memur tarafından düzenlenir. Resmî memur, sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabilir.

           

           Ölünceye kadar bakım sözleşmesini düzenlemeye yetkili resmi memurlar, Noter, Sulh Hakimi ve Tapu memurlarıdır. Noter ve Sulh Hakimi, konusu taşınır ve taşınmaz olan ölünceye kadar bakma sözleşmesini düzenleyebilir ancak tapu memuru, konusu taşınmaz olan sözleşmeleri düzenleye yetkilidir. Yargıtay Hukuk Genel kurulu da vermiş olduğu kararında bu hususu teyit etmiştir.

            “….Ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartıyla, diğerine bir gayrimenkul temlikini mutazammın olarak yapmak istediği mukaveleleri tanzime, Sulh Hakimleriyle, Noterlerin ve Tapu Sicil Muhafız veya Memurlarının salahiyetli bulunduklarına 10.12.1952 tarihinde mevcudun üçte ikisini geçen oyçokluğu ile karar verildi.” (YİBK.,E. 1952/4,K. 1952/5,T. 10.12.1952”

 

          Taraflar, arzularını resmî memura bildirir. Bunun üzerine memur, sözlemeyi yazar veya yazdırır ve okuması için taraflara verir. Sözleme taraflarca okunup imzalanır. Memur, sözlemeyi tarih koyarak imzalar.

 

            Sözlemeye tarih ve imza konulduktan hemen sonra taraflar sözlemeyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder. Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve tarafların tasarrufa ehil gördüklerini sözlemeye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.

Sözleşme içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir.

 

           Bakım alacaklısı, sözlemeyi bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa, memur sözlemeyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine bakım alacalısı sözleşmenin son arzularını içerdiğini beyan eder.Bu durumda tanıklar, hem Bakım alacaklısının beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem sözlemenin kendi önlerinde memur tarafından taraflara okunduğunu ve tarafların arzularını içerdiğini beyan ettiğini sözleşmeye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.

 

          Ölünceye kadar Bakım sözleşmesi düzenlenirken dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, sözleşmeyi düzenleyen, resmi memur, tanıklar ve taraflar sözleşme düzenlenirken ve tamamlanıp imza edilirken bir arada olmaları gerekmektedir. Sözleşme metni önceden hazırlansa bile, sözleşmenin imzalanması aşamasında sözleşmeye imza atan tarafların, aynı anda ve aynı yerde bulunup imza atması gerekmektedir. Görevli Memurun, Tanıkların veya taraflardan birinin sonradan imza atması veya sözleşmeyi düzenleyen ve imzalayan memur ile onaylayıp imzalayan  memurun farklı  olması sözleşmeyi geçersiz hale getirir.

 

        Sözleşmenin içeriğinin tanıklar tarafından bilinmesi zorunlu değildir. Ancak bakım alacaklısının, kör, sağır veya dilsiz olması halinde, sözleşme tanıklar huzurunda okunur ve tanıklar sözleşmenin içeriğinden haberdar edilirler. Bakım borçlusu kör,sağır veya dilsiz olamaz. Bakıma muhtaç birinin bakım borçlusu olması kabul edilir bir durum değildir.

 

            Ölünceye kadar bakma sözlemesinin yasal olarak resmi şekilde yapılması gerektiği açıktır. Ancak Yargıtay vermiş olduğu bazı kararlarda, sözlemedeki resmi şeklin, konusu taşınmaz olan sözlemelerde zorunlu olduğu, ancak konusu taşınır mal olan sözlemelerde resmi şeklin zorunlu olmadığı belirtilmiştir. 

 

B-DÜZENLEMEYE KATILMA YASAĞI

 

         

            Fiil ehliyeti bulunmayanlar, (18 yaşını doldurmayan, evlilik veya mahkeme kararı ile ergin sayılmayan veya Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olanlar, yani Kanuna göre ayırt etme gücüne sahip olmayanların fiil ehliyeti yoktur. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi düzenleyenler genellikle yaşlı insanlar olduklarından, Bakım alacaklısı olarak bu kişilerin fiil ehliyetinin yerinde olup olmadığının kontrol edilmesi önem arzetmektedir. Eğer fiil ehliyeti olmadığı tespit edilirse öncelikle  bu kişilerin haklarının korunması için vasi veya kayyım atanması ve atanacak  yasal temsilci aracılığıyla ölünceye kadar bakım sözleşmesi yapılması gerekmektedir.)  bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okur yazar olmayanlar, mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, (çocukları, torunları ve anne- baba, dede, nine, kardeşler ve bunların eşleri)  resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar.

       

       Resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o vasiyetname ile kazandırmada bulunulamaz.

 

 

C-SÖZLEŞMENİN GÜVENCESİ

   

         

          Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir.

 

 

D-KONUSU

 

           

           Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Kural olarak bakım alacaklısı bakım borçlusu ile birlikte yaşar. Sözleşme de bunun aksi kararlaştırılabilir. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür.

 

              Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır.

 

            Kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar bakma amacıyla kurulmuş olan kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifası, kendilerince hazırlanarak yetkili makamların onayından geçen genel düzenlemelerle belirlenir. Bu düzenlemeler, sözleşmenin içeriğinden sayılır.

 

 

 

E-İPTAL VE TENKİSİ

 

         

          Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre bakmakla yükümlü olduğu kişilere (örneğin çocuğu, eşi,anne- babası veya diğer yasal mirasçıları) karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler.

 

          Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir.

 

            Mirasçılar mahfuz hisseleri nedeniyle, bu miktarları aşan kısım için tenkis ve Bakım alacaklısının alacaklıları ise sözleşmenin iptali davası açma hakları saklıdır.

 

 

F-SONA ERMESİ

 

 

1-Süreli fesih

 

            Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır.

           Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen sürede ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek, denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.

 

 

2-Derhal  fesih

 

           Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur.

             Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.

 

 

3-Bakım borçlusunun ölümü

        

         Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası hâlinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.

 

 

4-Devredilemezlik, iflas ve haciz hâlinde istem

 

           Bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez. Bakım borçlusunun iflası hâlinde bakım alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı, iflas masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder.

              Bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere, üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülmekte olan hacze katılabilir.

 

 

SONUÇ

 

           Ölünceye kadar bakma sözlemeleri iki tarafa borç yükleyen ve niteliği gereği resmi vasiyatname şeklide Sulh Hakimi, Noter veya tapu memuru tarafından yapılan sözleşmelerdir. Şekil şartlarına uyulmaması halinde sözleme geçerli sayılmaz. Ancak Sözlemeden doğan bütün yükümlülükleri yerine getiren bakım borçlusuna karşı, sonradan şekil noksanlığı nedeniyle sözlemenin iptalini istemek iyi niyet kuralları ile bağdamaz. Bu nedenle Yargıtay, sözleme yükümlülüğünü yerine getiren bakım borçlusu aleyhine Sözlemedeki ekil noksanlığı nedeniyle açılan davalarda, bakım borçlusu lehine karar vermiştir.   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KONU İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI

 

 

 

(1)

T.C.

YARGITAY

1. HUKUK DAİRESİ

 

EsasNo : 2005/4672 

Karar No: 2005/5674 

Karar Tarihi: 05.05.2005 

 

Taraflar arasında görülen davada; Davacı vasisi, kısıtlı Ayşe adına kayıtlı bulunan 4250 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümün çıplak mülkiyetinin ölünceye kadar bakma akdi ile davalı Ayten''e temlik edildiğini, sonradan sözleşmeden cayılarak 2 milyar lira bedel karşılığı taşınmazın çıplak mülkiyetinin geri alındığını, bu sırada Ayşe''nin hacir altına alınması nedeniyle davalı Ayten tarafından açılan iptal tescil davası ile taşınmazın tam mülkiyetinin Ayten''e döndüğünü ve muvazaalı olarak diğer davalı Ali''ye satış suretiyle devredildiğini ileri sürerek ölünceye kadar bakma akdinin iptali ile tapu iptal tescil isteğinde bulunmuştur. Davalılar; davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, çekişmeli taşınmazdaki davacının intifa hakkının ketmedildiği gerekçesiyle, intifa hakkının tapuya şerh verilmesi suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davacı ve davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü: KARAR : Dava, ölünceye kadar bakma akdinin feshi ile tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, çekişme konusu taşınmaza intifa şerhi konulmasına karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; dava konusu 4250 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümün çıplak mülkiyetinin davacı Ayşe tarafından ölünceye kadar bakım koşuluyla davalı Ayten''e 9.9.1997 tarih 1045 yevmiye nolu akit ile temlik edildiği, daha sonra tarafların anlaşmazlığa düşmesi üzerine taşınmazın çıplak mülkiyetinin davalı Ayten tarafından 1.3.1999 tarih 222 yevmiye nolu akit ile davacı Ayşe''ye 2.000.000.000 TL. bedelle satış suretiyle iade edildiği, bu satış tarihinde davacı Ayşe''nin ehliyetsiz olduğunun anlaşıldığı ve kendisine vasi atandığı, vasi tarafından da davalı Ayten aleyhine 2.000,000.000 TL''lik satış bedelinin sebepsiz zenginleşme nedeniyle tahsili için İzmir Dokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesinde 2000/194 esas sayılı davanın açıldığı, buna karşılık davalı Ayten''in de İzmir Onbirinci Asliye Hukuk Mahkemesinde 2000/376 esas sayılı dosyasıyla davacı Ayşe''nin ehliyetsizliği sebebiyle tapu iptal ve tescil davası açtığı, yapılan yargılamalar sonucu her iki davanın da kabulüne karar verildiği, anılan kararların derecattan geçerek kesinleştiği, iptal, tescil davasında intifaın ayrık tutulmadığı, taşınmazın tam mülkiyetinin davalı Ayten''e döndürüldüğü, davacı Ayşe vasisi tarafından sebepsiz zenginleşme davası ile hükmedilen bedelin icra yoluyla tahsiline tevessü edildiği, bu arada davalı Ayten''in iptal tescil davasının hükmüne dayanarak dava konusu taşınmazın tam mülkiyetini 29.5.2002 tarih 1089 yevmiye nolu akit ile üzerine geçirdiği ve aynı tarih 1090 yevmiye nolu akit ile diğer davalı Ali''ye satış suretiyle devrettiği görülmektedir. Eldeki davada, kısıtlı Ayşe vasisi 7.5.2004 tarihli ıslah dilekçesiyle, fiilen ortadan kalkan ölünceye kadar bakım sözleşmesinin iptali ve davalı Ayten tarafından diğer davalı Ali''ye yapılan satış işleminin muvazaalı olması sebebiyle taşınmazın tamamının tapusunun iptali ile kısıtlı Ayşe adına tescili isteğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetmek sözleşmesi basitçe taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen, bazı yönleri itibarıyla talih ve tesadüfe, ayrıca şekle bağlı bir sözleşme şeklinde tanımlanabilir. Nitekim, söz konusu sözleşme BK''nın 511. maddesinde, "kaydı hayat ile bakma mukavelesi, akitlerden birinin diğerine ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartıyla bir mamelek yahut bazı malların temlikini iltizam etmesinden ibaret olan bir akit" olarak tarif edilmiştir. Anılan yasanın bu ve devamı maddelerinin açık hükümlerin de belirtildigi gibi ölunceye kadar bakım sozlesmesi ile, bakım alacaklısı sozlesmeye konu olan mamelek veya bazı mallarının mulkiyetini bakım borclusuna gecirme, bakım borclusu da kural olarak bakım alacaklısını kendi aılesi içerisine alıp, ona özenle ölün)ceye kadar bakım gözetmek yükümlülüğü altına girer. Hemen belirtmek gerekir ki, bakım borçlusunun bakıp gözetmek yükümlülüğü, aksi kararlaştırılmadığı sürece bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp, ikametini temin etme yanında, besleme giydirme hastalığında hekime götürüp, gerekli ihtimamı gösterme, manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri de içerisine alır. Kuşkusuz bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirirken, aldığı malların kıymetine, bakım alacaklısının önceden sahip olduğu içtimai mevkiine ve hakkaniyet kurallarına göre hareket etmek zorundadır. Öte yandan, yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonuçları BK''nın 517. maddesinde açıklanmış sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa, ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse taraflardan herbirinin tek yanlı olarak sözleşmeyi fesh etme, verdiği şeyi geri alma hatta karşı tarafın kusurlu olması halinde tazminat isteme hakkı tanınmıştır. O halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili ( makable şamil ) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir. Somut olaya açıklanan ilkeler gözetilerek bakıldığında, aralarında birçok sorun bulunan, sorunları yargı kararlarına konu olan taraflar arasında yukarıda açıklandığı anlamda bir bakım sözleşmesinin varlığından ve bundan böyle bakım ilişkisinin sürdürülmesi olanağının bulunduğundan söz edilemez. Öyle ise bakım alacaklısı bakımından sözleşmenin feshi hakkının doğduğu kabul edilmelidir. Fesih sonuçlarının taraflar bakımından değerlendirilmesine gelince; bakım akti ile davalı bakım borçlusuna devredilen cekişmeli 4 nolu bağımsız bolümün 29.5.2002 tarihli akitle, satış yoluyla davalı Ali''ye temlik edildigı anlasılmaktadır. Ölunceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım borçlusuna devir ve temlik edilen taşınmazın başkasına devredilmesini önleyen bir yasa hükmü yoktur. Esasen bu husus mülkiyet hakkının doğal bir sonucudur. Ne var ki ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım alacaklısı hayatı boyunca bakılıp gözetilmeyi isteme gibi daha az teminatlı bir kişisel hak karşılığında taşınmazının mülkiyetini devretmektedir. İşte yasa koyucu sözleşmenin yanları arasındaki bu dengesizliği gidermek amacıyla bakım alacaklısı yararına devrettiği taşınmaz üzerinde Medeni Kanunun 807 ve 808. ( Yeni Türk Medeni Kanunu 893-894. ) maddeleri yanında Borçlar Kanununun 513. maddesi ile de yasal bir ipotek hakkı bahşetmiştir. Ancak, bakım alacaklısı yasalarla kendisine tanınan bu ipotek hakkını temlik tarihinden itibaren üç aylık süre içerisinde herkese karşı ileri sürebilirse de, söz konusu hak düşürücü süre geçtikten sonra üçüncü kişilere karşı ipotek hakkını kullanabilmesi tapu siciline tescil ettirmesine bağlıdır. Başka bir anlatımla; bakım alacaklısının, değinilen hak düşürücü süre içerisinde tapuya tescil ettirmediği takdirde yasal ipotek hakkını, muvazaalı temlikler dışında üçüncü kişilere karşı kullanmasında yasal olanak yoktur. SONUÇ : Hal böyle olunca, öncelikle çekişmeli taşınmazın kayıt maliki davalının davaya konu taşınmazı edinmesinin muvazaalı olup olmadığının, Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağının saptanması, iyiniyetli olduğunun belirlenmesi halinde taşınmazın dava tarihindeki bedelinin belirlenmesi ve Borçlar Kanununun 516/2. maddesi de gözetilmek suretiyle, bakım borçlusundan bunun tahsili için hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir, davacının temyiz itirazları yerindedir, kabulü ile hükmün HUMK''nın 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 5.5.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 (2)

T.C

YARGITAY

16. HUKUK DAİRESİ

Esas No     :1992/7828

Karar No    :1992/6695

K.Tarihi      :11.05.1992

       Ölünceye kadar bakma sözleşmesi yasal şekilde düzenlenmediğinden geçersizdir. Ancak sözleşmenin tarafları, geçersiz sözleşmenin öngördüğü yükümlülükleri, ortada geçerli bir sözleşme varmış gibi eksiksiz yerine getirmişlerdir. Bakım alacaklısı sağlığında bu duruma itiraz etmemiştir. Bakım alacaklısının itiraz etmemesi karşısında, mirasçılar artık sözleşmenin geçersizliği savunmasına dayanamazlar

 

(3)

T.C.

YARGITAY

1.HUKUK DAİRESİ

 

Esas No     :1989/605

Karar No    :1989/3189

K. Tarihi     :20.03.1989

         

        Ölünceye kadar bakıp gözetmek koşuluyla taşınmaz devrini öngören sözleşmelerin miras mukavelesi şeklinde düzenlenmesi, BK. nun 512. maddesinin hükmü gereğidir. Bu tür sözleşmelerde öngörülen şekil şartı, ispat değil geçerlilik koşuludur. Bu itibarla, kural olarak geçersiz bir sözleşmenin tarafların sözleşmedeki yükümlülükleri yerine getirmeleri, geçersiz sözleşmeyi geçerli kılmaz. Keza şekil şartı geçerlilik koşulu olduğu cihetle icazetle de geçerlilik kazanamaz. Bu itibarla, miras bırakanın bakıp gözetme koşulu ile yaptığı temlikte yasal şekil şartına uyulmadığı iddiasının ileri sürülmesi mutlak anlamda hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez. Bu iddianın her olayın özellikleri gözetilerek, kendi koşulları içerisinde araştırılması gerekir. (…) Davacı temyize konu davayı murisin ölümünden yedi yıl sonra 1986 tarihinde açmıştır. Davada murisin sağlığında ileri sürmediği temlikin dayanağı bakıp gözetme sözleşmesinin şekil noksanlığı itibariyle geçersizliğini iddia etmektedir. (…) olayda mirasçı davacının çekişmesiz olarak belirlenen maddi olgular karşısında temliki sağlayan sözleşmenin şekil noksanlığıitibariyle geçersizliği ileri sürmesi Medeni Kanunun 2. maddesinde ifadesini bulan ve özel hukuk ilişkilerinde MK.nun tümüne egemen olması gereken iyiniyet kurallarıyla bağdaşmayacağı aşikardır

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Ajans DELTA